17 Kasım 2010 Çarşamba

YAŞAMAK ÜZERİNE

Aydın Boysan' ın  tatlı dilinden...
Yaşamak üzerine!

Şu anda amacım, benim gibi yaşama kıdemlilerinden, okur'a bir pencere açmak... Öyleyse, olabildiğince sade sözcük ve anlatımlarla, birkaç söz söyleyeceğim. Niyetim, kesinlikle öğüt vermek değil. Hiç hoşlaşmam öğüt vermekten... Ben sadece deneyimlerimden, birkaç sahne aktaracağım.


Cumhuriyetimizden, iki yıl daha önce dünyaya geldim. Az şey yaşamadım. 80 yıl, dile bile kolay değil. Ben 1921 yılında, İstanbul'da Narlıkapı'da doğdum. Samatya - Yedikule arasında. Annem, ilkokul öğretmeni, babam mütevazı devlet memuruydu. Tutumlu şartlar içinde yaşardık.

Bizim evde ut çalınır, şarkı söylenirdi. Decca marka gramofondan, klasik Türk Müziği dinlenirdi. Pertevniyal Ortaokulu ve Lisesinde, İhsan Kongar, Nurullah Ataç, Reşat Ekrem Koçu ve Mesut Cemil Beyler gibi, müstesna öğretmenlerden okuduk.

Tuluat tiyatroları seyrederdik ama, Şehir Tiyatrolarında Shakespeare oyunu kaçırmazdık... 17.5 kuruşluk mevkide... Operamız yoktu o zaman ama, sinemalarda, opera filmleri seyrederdik.

Ben ve yakın arkadaşlarıma, o tutumlu aile çevrelerimizden başlayarak lise öğretmenlerimizden, kitap okuma zevki aşılandı. Bana, ailemden ve gençlik çevremden kalan en görkemli hazine, işte bu okuma alışkanlığıdır. Bu hazine bana yetti. Fazlasını hiç istemedim.

Bir kitapla başbaşa ve yalnız kalmaktan zevk almak, hayatımın en güçlü dayanağıdır. Beni, zaman zaman başıma gelmiş olan dertlerden de, çekip çıkaran, kurtaran, okuma alışkanlığımdır.

Bir uygar insanın tüm zamanı, mesleğiyle evi arasında bitmemeli!


Toplum sorunlarında görev alınacak! Nemegerekçilik hak değil! Bütün aydın kişilerimiz toplum sorunlarını benimsese, üstlense, politikayla ilgilense, hatta politika yapsa, ülkenin yaşama koşulları iyileşecek.

Ayrıcaaa meslek dışı uğraşlar var: Müzik, spor, tiyatro-sinema var.


Amaaa, ille de kitap okunacak! İnsan kafası ufuklarını, çevre, dünya, evren geçmiş ve geleceğe açış, kitap okuyarak olacak. Yoksa sonuç: ruhsal çölleşmelerdir.


Bir yanlışlık yapılıyor: Konfor, uygarlık sanılıyor. Hele lüks, büsbütün aldatıcı... Bir kol saati reklamı: Farkedilirsiniz!


Diyor. Bu saat bir otomobil fiyatına. Onu alan farkediliyor ama, ne olarak? Ben kolumdaki saati yurtdışında sokakta, işportadan aldım. 1988'de... 105 dolara. Onun kadar doğru gösteriyor.


Ben yabancı dili, 30 yaşımdan sonra öğrendim. İlk gazete yazım çıktığında 61 yaşındaydım, ilk kitabımsa, 63 yaşımda çıktı. Şimdi 20 kitabı aştım.



Denediğim şu: Zaman, hiçbir zaman, hiçbir iş için, geç değildir. Ancak bazen, çabuk ölünür. Ama görevimiz, öleceğimize göre değil, yaşayacağımıza göre yaşamaktır.


Pekiyi... Şimdi artık bu yaştan sonra, ne mi yapacağım?
 Yapacak çok işim var!


Mimar olarak 200 tane futbol sahasını bitişik dolduracak kadar, bina planladım, o iş bitti artık. Gazete yazılarım devam ediyor. İki kitap birden yazıyorum. Onları, bitirmem şart. Önümüzdeki ay çıkacak olan bir
kitabımı, heyecanla bekliyorum.

Uzayda yaşamla ilgili bir kitap yazdım, bir daha yazacağım. Dostlarımı özlüyorum, onlara vakit ayırmam şart. Özlediklerim var. Çiçeklerime kim bakacak? Elbet ben!

Yapacak çok işim var, çooook!

Çiçek bakmak

Süresiz olarak, ömür boyu, dar sınırlar içinde kalmamalı!... Evden işe, işten eve... İşten eve, evden işe... İnsanın, ruhu kurur. Hobby'ler, yani iş dışı uğraşlar da gerekli. Hep aynı odalarda hapsedilen ruhu, ferahlatmak için.



En kolayı, çiçek bakmak... Sanılmasın ki ille de bahçeler, teraslar şart... Tek bir pencerenin dışına bir askı koyup, birkaç saksı yerleştirmeli... Pencere içine de, birkaç saksı daha... O iklime, o pencereye yakışan üç-beş çiçek koymalı!

Bana lütfen inanın ki, sabahki kalkışlar bile zevklenir. Hele bir sabah, minnacık bir tomurcuk görürseniz, yüreğinizi sevinç kaplar. Yaani bir güne güzel başlamak için, ille de piyango çıktığı haberini mi almak gerekiyor.

Mutsuz olmamak için önce, kendimize yetmeyi öğrenmeliyiz.

Kumkapı'nın ölümü

Eski Kumkapı'mız, kötü yola düşmüş aile kızına döndü. Kalabalık ve gürültü, sofra edebi denen müstesna keyfi, yoketti. Müzik, büsbütün berbatlaştı. Oturanların kulağına-kulağına zurna üflenmesi, düpedüz terbiyesizlik.



Mezeler ise, bir başka görgüsüzlük... Balığın sofraya sunuş edebi gereği, ne balığı olduğunun anlaşılması şarttır. Yani tabağa ya bütün konur, dilim ise bile, ne balığı olduğu anlaşılır. Balıklı börek yapılması, görülmedik bir ukalalıktır.



Sığırla balığı birbirinden ayırt edemeyenler, eski İstanbul sofra edep ve keyfini hırpalayan edep fukaralarıdır.

2 yorum:

  1. bayılıyorum üstada, yaşama sevincine ...

    YanıtlaSil
  2. bayılıyorum üstada, yaşama sevincine ...

    YanıtlaSil

Yorum yazan eller dert görmesin

FEEDJIT Live Traffic Feed

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin

Blog Arşivi

Sesli Sozluk: Seslisozluk.com

Antalya'da Yaşamı Kolaylaştıralım

Ev yemeği istiyorum,
Evime temizlikçi bayan arıyorum,
Evime gelsin kuaför,manikür,pedikür,

Mail atmanız yeterli tüm hizmetler kapınızda...
ozgurvahide@hotmail.com