16 Haziran 2013 Pazar

MUTLU OLMA SANATI

(Bu yazıyı kimin yazdığını  bulamadım ama çok hoşuma gitti ,paylaşıyorum)


-İlk kural; bugünkü ya da geçmişteki sıkıntılardan kimseye söz açmamaktır.
-Üzüntü bir zehir gibidir; onu sevebiliriz ama, yararını göremeyiz; sonunda üstün gelen de en köklü duygumuzdur: Herkes yaşamaya bakar, ölmeye değil.
-Sıkıntılarından, söz etmezsen, onları unutur gidersin.
-Kendilerinden sıkılanları eğlendirmek mümkün değildir.
-Mutlu olmaya niyet etmedikçe insan mutlu olamaz. Mutlu olmayı istemeli ve bu uğurda çaba göstermeli.
-Aşkın en güzel yanı, mutlu olmak için edilen yemindir.
-Mutluluk, yani kendimiz için kuşattığımız mutluluk, en güzel ve en cömert özverimizdir.
-Küstahlık edeceksen güçlü olana karşı et.
-Her şeyde övülecek bir taraf vardır.
-Gençlerle olan ilişkilerinizde, her şeyi iyi yanından alın; öyle olduklarına inanırlar, çok geçmeden de öyle olurlar.
-Nezaket, aşırı hareketlerimize karşılık bir beden eğitiminden ibarettir. Gerçek nezaket, bütün ilişkileri tatlılaştıran bulaşıcı bir neşeyle var olur.
-Ruhsal denge, genellikle kişiye dışarıdan ödüller sağlamaz; ama hiç kuşkusuz sağlığa yararlıdır.
-Neşeyi davet eden bütün düşünceler, sağlığa da yararlıdır.
-Sevinç, iç organlarımızı, en usta doktordan daha iyi düzene koyar. Oysa hasta olmak korkusu, hastalık olasılığını büsbütün arttırır.
-Bir insan mutluluğu aramaya başladı mı, onu bulmaya mahkum demektir.
-Mutluluğu gelecekte görüyorsanız, iyi düşünün, ona şimdiden sahipsiniz demektir. Ummak, mutlu olmak demektir.
-Bilgi uzaktan hoşa gitmez, içine girmek gerekir.
-Gerçek nedenlerini bilmedikçe huylarımıza asla hükmümüz geçmez.
-Korkan adam, korkuyu açıklayabilmek için tehlikeler yaratır.
-Çırpınmaların başlıca nedeni, insanın ne yapacağını bilememesidir.
-Spinoza der ki, insanın tutkuları olmaması olanaksızdır, ama belki adam, ruhunda o kadar mutlu düşünceler yaratır ki, tutkuları bunların yanında pek küçük kalır.
-Gerçek bir felaket iki kez tekrarlanmaz.
-Pascal der ki, hastalık, sağlam adamın sırf sağlam olduğu için katlanamayacağı bir şeydir.
-Bir kötülük başımıza geldi mi, şu iyiliği vardır ki; artık gelmesi mümkün bir şey olmaktan çıkar.
-Küçük bir sinek ya da kurum tanesi gözünüze kaçtığı zaman gözünüzü ovalarsanız, başınıza iki, üç saatlik bir dert açmış olursunuz; ellerinizi yerinden kıpırdatmadan burnunuzun ucuna bakın, gözünüzden gelen yaşlar, hemen sizi bu dertten kurtarır.
-Gülümseme, esneme gibi vücudumuzda derin etkiler yapar; boğazımızı, ciğerlerimizi, kalbimizi rahatlatır. Hiçbir doktorun çantasında bu kadar hızla etkisini gösterecek bir ilaç yoktur.
-Ölenler neler duymuş olurlarsa olsunlar, ölüm hepsini silip götürmüştür.
-Sıkıntılı zamanlarınızda mantık yürütmeye çalışmayın, çünkü mantığınız kendi aleyhine dönecektir.
-El ya açık olur, ya da kapalı. Elinizi açarsanız, kapalı yumruğunuzla tuttuğunuz bütün sıkıntılı düşünceler uçup gider.
-Soğuğa dayanmanın tek çaresi vardır; bunu hoş görmek. Mutluluk ustası Spinoza gibi: “ısındığım için hoşnut değilim, hoşnut olduğum için ısınıyorum.” Demeli.
-İyiye yorma, iyilik getirir. Epiktetos der ki: “sen istedikten sonra karga da sana uğur getirir.”
-Hiç kimse bu dünyada kendinden büyük düşman bulamaz.
-Başkalarını bağışlamak için ilk koşul, kendini bağışlayabilmektir.
-Fala baktırmadıkça, inanmamak çok kolaydır. O zaman inanacak bir şey de yoktur zaten.
-Kaygılarımız bize, felaketlerin kendisinden daha az acı çektirmez.
-Ne kadar bilgili olursak olalım, gözlerimizin çok uzakları görebileceğine inanmıyorum.
-Merak hastalığından kurtulduktan sonra, kuşkusuz tedbirli davranma hastalığından da kurtulmak gerekir.
-Dünyanın büyüklüğü ile insanın çaresizliğini kıyaslamaya kalkışacak olursak, hiçbir iş göremeyiz. Onun için işe koyulmalı ve yaptığımız işi düşünmeliyiz.
-Küçük çabaların başaracağı işe inanmalı ve böceğe karşı bir böcek sabrıyla savaşmalı.
-Para, yararlı olan her şey gibi, ilkin kendisine vefalı bir aşk ister. Yalnız gereksinimleri için onu isteyenlere yüz çevirir.
-Çok harcamak isteyen kişi, hiç kazanamaz. Çünkü onun istediği kazanmak değil, harcamaktır.
-Üstüne basılan her taş sağlam değildir.
-Voltaire der ki: “kader bizi sürükleyip götürür, isteklerimize kulak asmaz.”
-Güçlü insanlara özgü olan azimli irade, her türlü durumda, yine bir yol açıp geçmesini bilir. Güçlü adamın özelliği, her şeye kendi damgasını vurmasıdır.
-Gençliğin istediği şeylere, yaşlılar büyük bir bollukla sahiptir.
-Pek çok kimse, şundan ya da bundan yoksun olduğundan yakınır; ama nedeni bunu gerçekten istememiş olmasıdır.
-Ummak istemek değildir.
-Bir umutsuzluk halinde öyle bir kesinlik vardır ki, insan teselli kabul etmek istemez.
-Her şey çabucak unutulur; durum her zaman güçlü ve tazedir; insan ona kolayca alışır. --Alışkanlık bizim uyum yeteneğimizden güç alan bir tanrıdır.
-Toplum öylesine eşsiz bir makinedir ki, iyi insanlara farkına varmadan zalim olma olanağını verir.
-La Bruyére der ki: “evliliğin iyisi olur ama kusursuzu olmaz.”
-Bir toplum, havaya ve rüzgarlara göre rahat ettiğimiz ya da rahatsız olduğumuz bir gölgeliğe benzemez. Tersine toplum, sihirbazın değneğiyle güneşin açtığı ya da yağmurun yağdığı bir harikalar diyarıdır.
İ-lk düşüncesizce yapılan hareketten sonra hatasını onarmak, ikiyüzlülük değil, dürüstlüğün ta kendisidir.
-Rousseau der ki; “düşünen adam, baştan çıkmış bir hayvandır.”
-İnsan yaşamını ne kadar doldurmuşsa, onu kaybetmekten o kadar az korkar.
-Maddi yaşam, tam anlamıyla güvence altına alındı mı, mutluluktan ortada eser kalmaz. Kendi olanaklarıyla iş yapmayan kişi için can sıkıntısı kaçınılmazdır.
-Her şeyi sigorta eden bir işyeri; kapısına: “buraya girenler, umudu dışarıda bırakın” yazmalıdır.
-Gökten düşen bir mutluluk sevilmez, insan kendi emeğiyle yaratmak ister.
-İnsanlar kendi elleriyle yarattıkları sonucu, talihin getirdiği sonuçtan daha çok sever.
-Zaman, pişmanlığa meydan vermez.
-Hazları bütünüyle hazır olan daha huysuz olur.
-Aşkın verdiği zevk, bize zevk aşkını unutturur.
-Çalgıyı dinlemektense, çalmayı tercih etmeyen var mıdır? Güç olan hoşa gider.
-İnsan kendi emeğinin ürünleriyle süslenmiş topraktan haz duyar.
-Her işte bir kez temel atıldı mı, devam etmek için nedenler yaratılmış demektir.
-Gerçek tasarılar, ancak başlanmış bir iş üzerinde boy atabilir.
-Hayvan, çevresindeki şeyler kendisini rahat bırakınca yatıp uyur. İnsan ise düşünür.
-Gerçek bilgi, gözlerimizin dibine kadar gelmez.
-Dünyayı alelacele dolaşan adam, işini bitirdiği zaman, anılar bakımından başlangıçtan daha zengin değildir.
-Görülen şeylerin asıl zenginliği ayrıntılardadır.
-Ne geçmiş, ne de gelecek bize dert olabilir, çünkü biri artık mevcut değildir, öteki ise henüz mevcut değildir.
-Bugünü düşünün; önce, dakikadan dakikaya devam eden hayatınızı düşünün; her dakika, önceki dakikayı kovalıyor.
-Hayatı karartan, dert aşılayan bir iyilik vardır, adına pişmanlık derler.
-İnsanlara ancak kendi umutlarını verebilirsiniz.
-La Rochefoucauld der ki: “her zaman başkalarının dertlerine katlanacak kadar gücümüz vardır.” O şaka yapmış. Başkalarının dertleri kolay katlanır şey değildir.
-Başkalarına ve kendimize karşı iyi davranmak; herkesin yaşamasına yardım etmek; kendi yaşamamıza yardım etmek; işte asıl din! İyilik mutluluktur. Sevgi mutluluktur.
-Benim varlığım, dostuma bir parçacık gerçek haz verecek olursa, bu hazzı görmekten ben de haz duyarım.
-Hiç kimseyi gücendirmeyen bir hareket ve söz rahatlığı, mutlu olmak için önemli bir meziyettir.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yazan eller dert görmesin

FEEDJIT Live Traffic Feed

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin

Blog Arşivi

Sesli Sozluk: Seslisozluk.com

Antalya'da Yaşamı Kolaylaştıralım

Ev yemeği istiyorum,
Evime temizlikçi bayan arıyorum,
Evime gelsin kuaför,manikür,pedikür,

Mail atmanız yeterli tüm hizmetler kapınızda...
ozgurvahide@hotmail.com